Aşkın Nur Yengi Gazete Vatan Röportajı

Banu Duran
Fotoğraf: Fotoğraflar: Barış ACARLI

- Şu günlerde her ne kadar Haluk Bilginer’le boşanmasıyla gündeme gelse de sanat hayatında 30 yılı geride bırakan, pırıl pırıl bir Aşkın Nur Yengi var karşımda... Boşanmasıyla ilgili “Hayatımla ilgili kırgınılık yaşadığım bir dönemdi” diyor ve ekliyor, “Aşka kapımı kapatmadım.”



Bugünlerde neler yapıyorsunuz?

Yılbaşı ve öncesinde şirketlerin yılsonu baloları gibi pek çok yerde sahne aldım. Yoğun bir süreç yaşadım son iki aydır. Ayrıca yakın zamanda çıkacak birkaç albüm projesinde yorumcu olarak yer alıyorum. Aysel Gürel adına çıkacak Ayselim adlı albüm için Ünzile şarkısını söyledim mesela. Aynı projede Ajda Pekkan da benim daha önce yorumladığım Ayıpsın Ayıp’ı söylüyor. Bu aralar Metin Özülkü de bir albüm yapıyor. Orada da benim albümüme yetiştiremediği ve İclal Aydın’la okuduğu “Unutulmuş muydum?” şarkısını okuyacağım. Kısmet işte, dönüp geliyor. Hayat ta böyle, birinin kısmetiyse yapacak bir şey yok... Bir de DJ Yasin Keleş remix bir albüm çıkartıyor. O da “Ay İnanmıyorum” şarkımı istiyordu; bu hafta da onu okuyacağım. Neredeyse bir albüm çıkarmış kadar oldum (gülüyor)...

Kendi albümünüz ne zaman?

Bu dönemde albümler o kadar baş aşağı gidiyor ki, insan korkuyor. Çünkü bir çok albümün satmadığını ve verilen paraların geri dönmediğini görüyoruz. Bu saatten sonra herhalde single yaparım. O da yaza çıkar.

‘Öyle bir cümle kurayım ki birilerini acıtayım’ demem

Film-tiyatro projesi yok mu?

Hayatımla ilgili bir kırgınlık yaşadığım dönemde o kadar çok teklif geldi ki... Umutsuz Ev Kadınları’ndaki Nermin rolü (Bennu Yıldrımlar’ın oynadığı) gibi... Ama o dönem bir şeye konsantre olma şansım olmadı. Şimdilerde kendimi iyi hissediyorum, artık hepsini yapmak istiyorum. Özellikle de dönem filmlerini çok seviyorum; çok isterim.

Neden pek röportaj vermiyorsunuz?

Her dakika “ne yapıyorsunuz” diye geliyorlar. Oysa bir projem varsa onu anlatmak istiyorum. Bir de çok afedersiniz ama ben o kadar çok yaptım ki bunları, 30 yıl hep bunlarla yaşadım. Artık biraz daha geride durup, seçici olmak gerekiyor.

Çok iddialı çıkışlarınız yok sizin...

Tarzım değil ki... Ben doğallığı seviyorum. Öyle bir cümle kurayım ki herkes sarsılsın, birilerini acıtayım diyerek hayatımı geçirmedim.


‘Yeniden doğmuş gibiyim’

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz şu an?

Yeniden doğmuş gibiyim. Hayatta her şey insanlar için. Tanrı bazı dönemlerde insanlara ‘yürü’ diyor; bazı dönemlerde ‘biraz dur’ diyor. Ben her zaman işimle ilgili özenimi, gayretimi, disiplinimi hiç bozmadım. Çünkü ben mesleğimi seviyorum. Kendimi onunla birlikte iyi hissettim. Kızım okula gidiyor; 6 yaş bitti. Artık daha rahatım.
Sizi bir dönem göremedik. O verdiğiniz arada kızınızla doyasıya vakit geçirdiniz sanırım...
Evet. İlk bebeğimi 4 aylıkken kaybettim; ikincisine de plasenta previa hastası olduğum için zor kavuştum; tam 5 ay kıpırdamadan yattım. Yedi buçuk aylıkken erken doğum oldu. Hayatta geriye gelmeyecek zamanlardı kızımla geçen zamanlar. Ve inanın o geçen zaman umurumda bile değildi; yeter ki o bana bir kere bakıp gülsün.
Sağlığınız bayağı etkilendi ama değil mi?
Evet, sağlık durumum bozuldu. Beş ay boyunca kıpırdamadan yatmaktan dolayı kaslarımda erime olmuştu. Dört ay fizyoterapistlerle çalıştım. Kas eridiği için ayaklarıma basamadım. Şimdi çok şükür geçti ama küçük izler kaldı geriye. Şu an dizlerimde kıkırdak lezyonu var; çok fazla merdiven inip çıkmak, topuklu ayakkabı giymek hemen ağrıya neden oluyor.

‘30 yıl boşuna mı aşk şarkıları söyledim?’

Peki şu an hayatınızdaki tek aşk kızınız mı; yeni aşk yok mu?

Yok, şimdilik aşka çok teşekkür ederim (gülüyor). En büyük aşkım kızım olarak kalacak... Bir de müzik gibi özlediğim şeyler var; onları biraz yaşamak istyorum. Aşk aranmaz zaten, o sizi bulur.
Şu an aşk kapıyı çalsa; hoşgeldin mi dersiniz yoksa “hadi canım başka kapıya, ben işime odaklandım” mı?
Yok canım, aşka niye kapımı kapatayım. Ruhuma iyi geliyorsa niye hayır diyeyim. Ama şu an konsantrasyonum özlediğim şeylere. Nasıl bir erkek ruhunuza iyi gelir?
Hiç düşünmedim, öyle bir kalıp yok çünkü. Şimdi etrafıma bakıyorum da, aşkın tavrı değişmiş. Aşk artık çok günlük yaşanıyor. Kendini tekrar eden bir şey olmuş aşk. Oysa aşkta derinlik, birbirini anlamak vardır. Çok özeldir. Ben bunca şarkıyı boşuna mı söyledim diye düşünüyorum. O kadar çok aşkı anlattım ki şarkılarımda, eğer bu yaşanan aşksa, ben 30 yıl boşuna aşk şarkıları söylemişim, yırtmışım kendimi. Elbise değiştirir gibi sevgili değiştiriyor insanlar. Aklım almıyor. Bunlar benim genime ters. Uzun ilişkilerin kadınıyım ben; Amerika’yı yüzlerce kez keşfetmek beni mutlu etmiyor. Ben bir insanı sonsuza dek keşfetmeyi tercih ederim; iyisiyle kötüsüyle... Bunu bitir, hadi öbürüne git. Orada da farklı bir şey yok ki...



‘Dans yarışmasında tüm Türkiye beni konuştu’


- Estetik... Her zaman olabilir. İşim gereği derli toplu görünmemiz gerekiyor. İlk yaptırdığım yer, burnumdu mesela.

- En kızdıran şey... Yalan, enayi yerine konmak, riya.

- En mutlu eden şey... Kızım.

- Tatil... Yurt dışı tercihim. Çünkü daha özgür ve rahatım. Burada daha kontrollüyüm.

- Dizi... Muhteşem Yüzyıl, Öyle Bir Geçer Zaman Ki seyircisiyim. Ama esas Şubat takipçisiyim. Keşke içinde olsaydım dediğim bir dizi.

- Müzik... Dans da ettiğim için latin-tango takipçisiyim. Uzun bir zamandır sahnem de değişti, dans şov da yapıyoruz. Yok Böyle Dans’tan sonra insanlar beni illa ki dans ederken görmek istediler. Ben de sahne programımın sonunda istenirse dans şov yapıyorum. Aslında Yok Böyle Dans yarımasına katılmak için tereddüt ettim. Cesaret izteyen bir işti; zaten pekçok firmaya benim adımla gidilip lanse edildi program. Gene olsa gene katılırım. Pek çok kişi “ Senin gibi birinin ne işi var o yarışmada?” dedi. Ama ben yeteneğimi biliyorum; Türkiye beni konuştu yapacak bir şey var mı?

- Evlilik... Hayatımda değer vereceğim, saygı duyacağım biri olursa neden olmasın. Evlilik güzel bir şey. Evlilikte bir sorun yok; evlilik karşılıklı saygı içinde ilerletebiliyorsan dünyanın en güzel şeyi aslında. Birbirine sırtını dayayabilmek, birbirinden güç almak. Bu çok önemli bir şey ama başarabiliyorsan.

- Çocuk... Nazlı’nın bir kardeşi olsun çok isterim ama sağlık sorunlarım hep geri adım attırdı. Pskilojik olarak korkuyorum ve çok da arzu etmiyorum.

‘Bana Safiye Ayla muamelesi yapmayın’

13 yaş gibi bir yaşta yani çok ufakken başladım bu işe... Gördüklerinde “Ne kadar gençmişsiniz” diyorlar; ben de “İyi de, ben de sizinle aynı anda büyüdüm. Tek suçum sahnelere erken yaşta başlamak oldu” diyorum. Bak bir de “Sizin şarkılarınızla büyüdüm” kısmı var. Onlara da “Ben de kendi şarkılarımla büyüdüm” diyorum. “Bana Safiye Ayla muamelesi yapmayın” da diyorum (gülüyor)...

‘Hüzünlü değil eğlenceli bir kadınım’

- Bana “hüzünlü, romantik kadın” diyorlar. Ama hüzün kadını olmayı arzu eden biri değilim. Fazla bıcır bıcırım, aykırılıkları da severek yaşarım. Ancak o ilk çıkış yıllarımda Yazık, Ayrılmam, Serserim gibi şarkılar söyleyince herkes bana hüzün şarkılarını yükledi; kendi kendine gelişti yani. Hatta ben “Hızlı şarkılar da okumak istiyorum” dedim ama “Slow sende çok tutuyor, slow yapalım” dediler. Herkes bana böyle yanaşınca benim de söyleyecek çok şeyim kalmadı. Ama o değilim ki ben. Sesimin rengi o slow şarkıya yakışıyor olabilir ama ben günlük hayatta öyle biri değilim. Eğlenceyi çok severim.

- Soğuk ve mesafeli durduğum da söylenir. Bu mesafeden çok şey kazandım hayatta. Bizim meslek kendini kaptırırsan tehlikeli; alkol, sigara, gece hayatı var. Ama ben duruşum yüzünden bunları çok fazla bilmeden teğet geçtim. Belki de Tanrı’nın şanslı kuluydum. O ufak yaşlarda sahne alacağım yerlere de hep böyle kaşlarım çatık gittiğim için, farkında olmadan etrafımda korunma kalkanı oluşturdum. “Aman bu aksi kızla mı uğraşacağız” dediler. Dolayısıyla ben düşe kalka kendi kendime başardım her şeyi.

- Hayatta “keşke”m yok. Yaşanmışlıklar zaten kaderin. Kader de senin değiştirebileceğin bir şey değil. Belki de Tanrı herkesi yaptığı şeylerle sınıyor... Sadece daha ileri ki bir yaşta mesleğe başlamak isterdim. Yengeç burcuyum; kişilik olarak sorumluluk tarafı çok gelişmiş biriyim. Bazen bundan mutsuz oluyorum. Biraz daha geç başlasaydım, genç kızlığımı daha bilinçsiz yaşasaydım keşke.

- Yer elması, karnıbahar, lahana çok sevmiyorum. Zararlı olan şeyleri seviyorum; özellikle de mantı... Yedikten sonra kal geliyor... Yemek yemek dünyanın en büyük zevkleri arasında. Devamlı diyet kabir azabı gibi; aç öleceğime tok öleyim yani (gülüyor).

- Kilo konusunda artık kendimi kasmıyorum. Önceden, aman ip gibi olayım diye çok kasardım. Ama ben yuvarlak hatlı bir kadınım zaten. Sevdiğim şeylerden azar azar yiyerek yaşamak daha güzel.

Yorumlarınız bizim için değerli!

Yorum Gönder

Yorumlarınız bizim için değerli!

YORUM YAZIN (0)

Daha yeni Daha eski